YATAGIMDAKİ KADIN – 2 –
Model Detayları
- Kayıt Tarih: 23 Mart 2013 3:22:51
- Bitiş Tarihi: Bu ilanin süresi doldu
Model Açıklaması
Bir dakika sonra Mary’nin kapısı önünde idik. Alec ‘Norris bizden önce gelmişti. Fakat kapı kapalıydı.
Kapıyı omuzlamaya çalıştık. VVilliams n^ığıdan ve yukarıdan tecrübe ettikten sonra:
– İki taraftan sürgülü, diye söylendi.
Ağır bir iskemleyi kavradığım gibi kapının üst kısmına indirdim. Tahta parçalandı. Açılan aralıktan odanın içini ve feci manzarayı gördük. Bu manzara o korkunç feryat kadar bana heyecan vermedi. Belki de böyle bir şeyi bekliyordum da ondan. Mary’nin sapsarı yüzü beyazdan ziyade kırmızıya boyanmış olan yastığının üstünde hareketsiz yatıyordu. Derhal bir cinayete kurban gittiğini anladım. İçeri girmek için kapının altını kırmak lazım geldi. Elimi içeri sokarak sürgüleri çektim. Kapının tokmağını çevirmek üzere doğrul-duğum sırada doktor beni iterek içeri daldı.
O sırada Strickland’ın yanımıza gelmiş olduğunu farket-tim. Şoför Fellovvs ise yukarı kata çıkan merdivenin başında duruyordu. Nezaman gelmişlerdi? Hiç farkında değildim. Fakat ben kapıyı kırmak üzere elime iskemleyi aldığım zaman orada olmadıklarına emindim.
Odaya girmek yasakmış gibi hepimiz kapının önüne toplanmış doktorun hareketlerini takip ediyorduk.
Odayı yalnız bir gece lambası aydınlatıyordu. Fakat bu ışık her şeyi görmememize kafi geliyordu. Mary yatakta tamamıyla giyinmiş olarak uzanıyordu. Şişman beyaz boynunda bir kulağından öbür kulağına kadar uzanan kızıl bir yara vardı. Yastığı bir az önce söylediğim gibi kan içinde idi. Thurston bitkin bir sesle bize ölmüş olduğnu haber verdiği zaman hiç hayret etmedik, çünkü bize yeni bir şey öğretmiyordu.
İlk kendini toplayan VVilliams oldu.
– Yerinizden kımıldamayın! dedi. Katil hâlâ orada olmalı.
Odaya girdi. Elektrik düğmesini çevirdi. Fakat nafile,
lamba yanmadı. Ancak o saniye Mary Thurston’un ölmüş olduğunu ve kaatilini bulmak lazım geldiğini hatırladım. Birinci feryadın üzerinden ancak üç dakika geçmişti. Katilin bu odadan kaçmasına vakit kalmamıştı.
VVilliams emreden bir sesle:
– Tovvsend, kapıdan ayrılmayın! dedi.
Odayı araştırmaya başladı. Pencereyi açtı, aşağı baktı. Sonra dikkatle bir yüklüğü muayene etti. Üstünü araştırmayı da ihmal etmedi. Sonra yatağı, şilteleri gözden geçirdi.
– Bir kere daha pencereden bakın! diye bağırdım.
Odanın iki penceresi vardı, fakat yalnız biri açılabiliyor-
du. Williams’ın o pencereden eğilip baktığını görmüştüm. Fakat içimden bir his bir kere daha bakmasını söylüyordu.
Bir saniye sonra,
– Nafile, dedi. Duvar dümdüz. Pencere de yerden 20 ayak yüksek, alttaki pencerenin de on ayak yüksekliği var.
Gene araştırmalarına devam etti. Yatağın ayak uunda hıçkırmakta olan Doktor Thurston’u unutmuş gibi idi.
Nihayet VVilliams yanıma gelerek:
– Eğer bu odada gizli bir bölme varsa gayet mahirane yapılmış ve onu bulmak mümkün değil, dedi.
Hakkı vardı. VVilliams’ın bütün hareketlerini takip etmiştim. Bir avcı gözüyle, ihmal ettiği bir köşe kalmış olsaydı derhal farkına varırdım. Fellovvs da bize katılmıştı.
VVilliams ona:
– Bana yardım edin de şu halıyı kıvıralım!.. Hiçbir şeyi ihmal etmeye gelmez, dedi. Halıyı kaldırdılar, parkeleri muayene ettiler. Tekrar her şeyi gözden geçirdiler. Bir adamın kaçabileceği hiçbir delik yoktu. VVilliams’ın sapsarı kesilmiş yüzüne haşin bir ifade gelmişti. Büyük bir heyecanı yenmeye çalıştığı belli idi.
Bana dönerek:
– İnanılır şey değil! dedi. Sonra sesini yavaşlatarak ilave etti.
– Bana hiç tabi gelmiyor.
Ben de onun gibi düşünüyordum. Stall’ı yanımda görünce hayret ettim. Ne zaman geldiğini fark etmemiştim. Sonradan Fellovvs ile Norris, onun arkasından VVilliams onun pencere açılmadan önce gelmiş olduğunu söylediler. Üstünde pazen bir pijama vardı. Çeneleri atıyordu. VVilliams kanun adamı olduğundan vaziyete hakimdi!
– Bir doktor çağırmalı ve polise haber vermeli, dedi.
Aşağı iner inmez ilk işimiz birer viski içmek oldu. Hepimizin buna ihtiyaçı vardı. VVilliams bir koltuğun üstüne yıkılmış olan Doktor Thurston’a bir bardak viski içirdi. Sonra Stall ile Fellovvs’a da birer bardak verdi. İçkisini içerken Alec Norris’in dişleri bardağına çarpıyordu. Strickland henüz bir kelime bile söylememişti. Bardağını birden dikti. VVilliams bana dönerek:
– Tovvsend! Norris, Strickland ve Fellovvs’u yanınıza alarak bahçeyi güzelce bir araştırın! dedi.
Bir şey keşfedeceğimizi ummuyorum! Fakat bir müddet olsun bu evden çıkmak bir hareket, bir faaliyette bulunmak iyi olacaktı. Bir koltuğun üstüne yıkılıp kalmış olan zavallı Thurston yemyeşil kesilen yüzü ve titreyen elleri ile sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Kendine hâkim olan bir Alec Norris ve VVilliams vardı.
– Ya hizmetçiler?.. Onların haberleri var mı? diye sordum.
Fellovvs:
– Evet efendim, dedi. Biz kapının önünde iken Enid yukarı katta idi. Onu mutfağa gönderdim. Stall’a dönerek:
– Siz gidip mutfakta onların başında oturun. Mutfaktan dışarı çıkmasınlar! dedim.
– Peki efendim.
O sırada VVilliams yanıma geldi.
– Telefon etmeye çalıştım. Fakat, ya telefon bozuk, ya da biri hattı kesmiş. Bir cevap alamadım, dedim. Fellovvs hemen arabaya atlayıp Doktor Tate ile polisi almaya gitse iyi olur.
Fellovvs şehre indi. Strickland, Norris ve ben b ahçeyi araştırmaya çıktık. Bu araştırma bize lüzumsuz geliyordu. Öldürülenin kapısının sürgülü, pencerelerinin tırmanılama-yacak kadar yüksek ve odasını boş oluşu o kadar mantık dışında bir şeydi ki artık mantıkla harekette bir mana bula-mıyorduk. Sanki bu cinayet insan üstü bir kuvvet tarafından işlenmişti. Sinirlerim altüst olduğundan bir şey düşünemiyordum. VVilliams bana saçma bir emirde verse düşünmeden yapacaktım. Herkese karşı o kadar iyi, o kadar merhametli olan bu saf, temiz yürekli kadının bu şekilde öldürülmüş olması bana o kadar dokunmuştu ki intikamını almak için her şeyi yapmaya hazırdım. Elime büyük bir elektrik feneri alarak doğru Mary’nin pencereleri altına gittim. Ancak orada bir şey bulabileceğimi umuyordum. Düşüncemde yanılmamışım. Yerde parçalayan sırça parçaları gördüm. Bu kırılmış bir ampulünü parçaları idi. Hemen eğilip ampulü alacağım sırada okuduğum polis romanları aklıma geldi. Parmak izlerine dikkat etmek lazımdır. İkinci keşfim daha mühim oldu. Cinayetin işlenmiş olduğu bıçağı buldum. Üstünde kan lekeleri duruyordu. Ona da dokunmadım. Gidip VVilliams’a haber vermeye hazırlandığım sırada Strickland yanıma geldi.
– Hiçbir şey bulamadım, dedi. Sesi biraz boğuk çıkıyordu. Fakat heyecanlı değildi. Ona bıçağı gösterdim. Daha iyi görebilmek için eğilirken;
– Zavallı MaryL diye mırıldandı. Onun bu hali sinirime dokundu. Soğuk bir tavırla:
– Onu çok severdiniz değil mi? dedim. Gözlerini bıçaktan ayırmadan:
– Evet, dedi. Bir dakika elektrik fenerini verir misiniz? Lambayı bıçağa yaklaştırdı.
Sonra doğrularak:
– Sofadaki o mahut Çin kamalarından biri, dedi. İşte bütün ev halkı hakkında şüphe uyandıracak bir delil daha!..
Pencerenin altındaki toprakları dikkatle muayene ettik; fakat başka hiçbir ize tesadüf etmedik. Yavaş yavaş eve döndük. Kapıda Norris’e rastladık.
– Bir şey buldunuz mu?., diye sordum.
– Hayır, bir şey bulamadım, diyerek önümüz sıra eve girdi.
Biz içeri girerken Doktor Thurston yukarıdan iniyorduk.
dikkatle yüzümüze bakarak sert bir sesle:
– Üçünüz böyle nereden geliyorsunuz? diye sordu.
Bahçeyi araştırdığımızı söyledim. Salona girdi. Kendini
kanepenin üstüne attı ve tekrar etrafını unuttu. VVilliams şöminenin önünde ayakta duruyordu. Ona bulduğum şeyler hakkında bilgi verdim.
– Hiç olmazsa buda bir tesellidir!., dedi.
– Ne?. Bıçağın bulunması mı? diye sordum.
– Evet, dedi. Elle tutulur bir şey. Maddi bir delilin bulunması.
Hayretle yüzüne baktım. Sakin görünüyordu, fakat sözleri o kadar garipti ki, ne demek istediğini sordum.
– Bana bakın Tovvsend! dedi. Batıl itikatlara inanan bir insan değilim. Fakat bu işte aklımın almadığı noktalar var. Mary’nin sürgülü bir odada bulunması mesele değil. Buna benzer birçok olaylar olmuştur. Sonunda da normal bir şekilde izah edilmiştir. Fakat birinci feryattan üç dakika sonra odanın penceresinden bakıyordum. Orada da saklanacak bir yer bulunmadığına herkes şahittir. Her tarafı karış karış aradım. Halbuki bu cinayeti elbette biri işledi. Bu bıçağı elinde tuttu, bu adam üç dakika içinde gözden kaybolamaz, uçamaz, işte işte, bütün bunlar beni korkutuyor.
Korku sözü VVilliams’dan hiç beklemediğim bir sözdü. Tekrar!
– Ne demek istiyorsunuz? diye sordum.
– Bu katil nasıl kaçtı?.. Bu mantık işi değil TovvsendL Bunda tabii olmayan bir şey var…
– Haydi canım!., dedim. Göreceksiniz nasıl normal, mantıklı bir şekilde izah edilecek…
– Nasıl izah edilebilir azizim?.. Meğer ki katilin kanatları olsun!..
– Korkuya kapılmak doğru değil dedim. Elbette bu odadan kaçmanın bir yolu vardır.
– Haydi gidip bir daha bakalım! dedi.
Yukarıdaki manzarayı tekrar görmek beni fena ediyordu.
– Ooo… Ben…
Fakat VVilliams sözünü kesti.
– Burada oturup nazariyeler yürütmektense hakikat ne ise onu keşfetmek daha iyi. Haydi gelin çıkalım, diye ısrar etti.
Mahut odaya geldiğimiz zaman kapıda donduk kaldık. Cesedin ayak uunda başını ellerinin arasına almış dua eden biri vardı, bu Rahip Rider’di. Yüzünün ifadesini hiç unutamayacağım, adalelerinin kontrolünü kaybetmiş gibi çenesi sarkmıştı.
VVilliams:
– Buraya nasıl girdiniz Rider? diye sordu.
Rahip dizleri uyuşmuş gibi güçlükle ayağa kalktı.
– Buraya geleli epey oldu, dedi.
Avukat sinirli bir tavırla:
– Nasıl içeri girdiniz? Nereden haber aldınız? diye soruyorum, dedi.
Rahip:
– Anlamıyorum, dedi. Kapıdan girdim.
– Size kim kapıyı açtı.