TOPLANTILAR MOPLANTILAR
Düşüncelerle oynuyordu…
Onları havaya fırlatıyor, değiştiriyor,
elinden kaçırıyor, sonra yakalıyor;
imgelerle onları yanar döner yapıyor,
paradokstan kanatlar takıp uçuruyordu.
Oscar Wilde
Şimdi günler nasıl geçiyor derken, haftanın minimum beş
gününü geçirdiğimiz iş yerlerimizdeki en büyük faaliyetimiz
olan toplantıları mercek altına almamak olur mu?
Olmaz!
Bazen bütün gün geçer o toplantılarda, biri biter diğeri
başlar. Ama bazen ortalık sakindir. Ajanda o gün boştur.
İnsan boş hisseder kendini, sanki bir işe yaramıyormuş gi-
bi…
Çoğu zaman şikâyet edilir, “Ömrümüz toplantıda geçiyor,
ne zaman iş yapacağız biz?” denilir. Ama toplamışız bir gün
olduğunda da durum garipsenir.
O toplantılar arası koşturmaca farkında olmadan bizi daha
verimli kılar aslında. Aksi durumda gevşenir…
Bir yerde okumuştum, “Dikkat en fazla yirmi dakika topla-
nabilir,” diye. Gerçekten aralıksız yirmi dakika dikkat topla-
nabiliyorsa bravo vallahi! Çünkü biz otuzlu yaş kadınlarının
beyinleri öyle bir çalışıyor ki, bir yandan o toplantıları idare
ederken, diğer yandan kafamızın içindeki diyaloglara laf yetiş-
tiriyoruz…
Aynı anda birkaç iş yapmak, yoksa şehir hayatının getirdi-
ği koşturmacanın bize bahşettiği bir alışkanlık olabilir mi?30
30 Mumlu Pasta
Sanki sirkte yapılan, aynı anda çene, eller ve tek bir ayak
üzerindeki çubuklarda porselen tabak çevirme gösterisi gi-
bi.
Aynı anda hem telefonla konuşup, hem de masanızın yanı-
na gelip size soru soran kişiye cevap vermeniz gibi…
*
Neyse, ben konuyu çok uzatmadan size bir toplantı sırasın-
da biz otuzlarındaki bekâr kadınların kafasının içinden neler
geçer, onları ispiyonlayayım…
Ancak itiraf etmeliyim ki, bu istihbaratı size verebilmek
için özellikle yakın zamanda katılmış olduğum bir toplantı-
dan esinlendim.
Bu öyle bir toplantıydı ki, yarım saat sürmesi beklenirken
tam üç saat sürmüştü… Proje tam beş yıl önce başlamış ancak
zamanla öncelikler değiştiği için durdurulmuş, bugün yeni-
den karşımıza çıkmıştı. Bu toplantıda kuracağımız sistemin iş-
leyiş şekline ve ne ekipman almamız gerektiğine karar verme-
miz bekleniyordu.
*
Toplantının ilerleyen dakikalarında birden beynim toplan-
dığımız masanın etrafından sıyrıldı ve bir üst kattaki çalışma
odama çıkıp, bilgisayarımın karşısına oturdu:
“Eyvah! Maili atmayı unuttum! Nasıl da aklımdan uçup git-
ti? E bir insan bu kadar çok işe koşarsa olacağı budur! Toplan-
tıdan çıkar çıkmaz atayım bari. Kaçta biter acaba bu toplantı?
Yarım saatte biter herhalde.. 10.30’da atsam maili, adamların
proje üzerinde çalışması filan, ehh fiyat teklifini akşamüstûne ye-Banu Özdemir
31
tiştirirler. Sabah telefonda acil olduğunu söylemiştim.. Yetiştirir-
ler… Yetiştirirler!”
Tabii ben bunlan düşünürken toplantı devam ediyor, ko-
nuşmalar sürüp gidiyordu:
— Bir otoklav yük… Henüz onaylanmamış ürün… Sistem-
de o numarayla eşleştirilecek….
Yanımda oturan otuz yaşlarındaki bekâr kız arkadaşım ku-
lağıma eğildi:
— Iş çıkışı yogaya gitsem mi acaba? Yoksa aerobiğe gidip
iyice ter mi atsam? En son iki gün önce gitmiştim… Ama yoga-
ya gidersem ders başlayana kadar birkaç vitrin de bakanm…
Offf… Kafamdaki ayakkabıyı hâlâ bulamadım… Ninewest’teki
fena değildi aslında.. Ama burnu tam istediğim gibi değil. Şu
yuvarlak burunları da sevemedim gitti. Şimdi kalkıp sivri burun
seçersem ve modası seneye geçerse giyemem de… Yazık o kadar
paraya… Alışverişe çıkmışken unutmayayım da göz makyajı çı-
kartıcısı alayım. Geçen sefer aldığım marka iyiydi ama her yer-
de bulunmuyor lanet olasıca… Kaç haftadır alamadım gitti!
— Şşştttt!
Toplantı sürüyor ve ortaya çeşit çeşit fikir atılıyordu:
— Niye iki aplikatör koyalım?.. Beş dakikada bir palet çık-
sın…
Ben hemen dikkatimi toparlayıp, toplantının gidişatına
yön verecek cümlemi söyledim:
— Bence bu hatta printer koymayalım. Printer konveyör gi-
rişinde olmalı…
Evet, bu öneriyi destekleyenler çıkmış ve yeni bir tartışma
başlamıştı… Ben de tabii, içimden, kendi kendimi takdir et-
meyi ihmal etmemiştim: