PLATİN ÜYELER

GOLD ÜYELER

SİLVER ÜYELER

KALBİMDEKİ ACI

KALBİMDEKİ ACı

“Hayır, lütfen zahmet etmeyin,” diye hemen itiraz etti
Lauren.
Tony ona aldırış etmedi. “Detroit gibi büyük bir şehir-
de senin gibi hoş bir italyan kızın kendisini koruyacak bir
aileye ihtiyacı vardır. Sık sık bizi ziyarete gel… Restoranın
üstündeki dairelerde oturuyoruz. Ricco, Dominic…” dedi
Tony sertçe. “Lauric geldiğinde ona göz kulak olun. Joc,
sen de Ricco ve Dominic’e göz kulak ol!”
Kahkaha atmaya başlayan Lauren’a dönerek, “Joe evli,”
dijre açıkladı.
Neşesini güçlükle bastıran Lauren kendisini korumak-
la görevli dörtlüye sevinçle ışıldayan gözlerle baktı. “Benim
gözüm kimin üzerinde olsun peki?” diye şakacı bir dille
sordu.
Bu dört İtalyan esmer adam kafalarını kusursuz bir
uyumla sallayarak sandalyesinde neşeli bir ifadeyle oturan
Nick’i işaret ettiler.
Nick sandalyesine yerleşerek, “Lauren bana kendi ba-
şının çaresine bakabileceğini söyledi.” dedi ve soğukkanlı
bir şekilde sandalyesini geriye itip ayağa kalktı.
Nick telefon açması gerektiğini söylemiş ve bu sırada
Lauren da koridorun sonundaki bayanlar tuvaletine git-
mişti. Dışarı çıkar çıkmaz girişteki telefonun başında du-
ran Nick’in geniş omuzlarını ve üçgenimsi sırtını hemen
tanımıştı. Kalın bariton sesini kısarak konuşuyordu ama
Lauren ağzından çıkan sözcüklerden birini net olarak duy-
muştu: “Ericka.”
Lauren bunun başka bir kadını aramak için ne kadar tu-
haf bir zaman olduğunu içinden geçirdi. Yoksa tuhaf değil
miydi? Ev sahipleri partiye yanında birini getirmesini bek-
liyorlardı ve Nick hiç şüphesiz Lauren ile karşılaşana dek
65partiye gideceği kişiyi ayarlamış olmalıydı. Nick başkasına
olan sözünü bozuyordu!
Nick, Lauren’ın Pontiac Trans Am marka spor otomo-
biline binip motoru çalıştırdı, gösterge panosunda jenera-
törün kırmızı ikaz lambasının yandığını görünce de kaşla-
rını çattı. “Jeneratörde bir sorun olduğunu sanmıyorum,”
diye telaşla açıklamaya başladı Laurcn. “Buraya gelirken
yolda durup bir tamirciye kontrol ettirmiştim. Hiçbir şey
bulamamıştı, sanırım ikaz lambasında bir sorun var. Araba
henüz altı aylık.”
Nick bir süre düşündükten sonra, “Neden kuzeye
doğru gidip nasıl çalıştığına bakmıyoruz,” dedi. “Böylece
Missoııri’yc giderken jeneratör bozulsa bile yanında biri
olmuş olur.
Laurcn dünden razı bir şekilde, “Harika,” dedi.
“Ailenden ve kendinden biraz daha bahseder misin?”
diye sordu Nick otoparktan çıkarlarken.
Gerginliğini belli etmemeye çalışan Laurcn yüzünü
öniinc çevirdi. Örmeye başladığı küçük aldatmaca ağı çok-
tan büyümeye başlayarak karman çorman bir hal almıştı.
Nick’in Sinco’da tanıdıkları olduğu için Laurcn başvuru-
sunda bilerek üniversite diplomasından bahsetmediğini
dile getirmeye çakinmişti. Pencereden dışarıya, görkem-
li Rönesans Mcrkczi’ııe bakarak içini çekti. Aslında son
derece dürüst bir insan olmasına rağmen ona çoktan yaşı
hakkında yalan söylemişti. Çünkü üç hafta sonra yirmi
üç yaşında olacaktı. Ayrıca onun gözleri önünde Tony’ye
Dctroit’te hiç arkadaşı ve akrabası olmadığını açıklamıştı.
Şimdi ise hayatının son beş senesini dikkatli bir şekilde
unutması gerekiyordu.
“Zor bir soru mu oldu?” diye şakalaştı Nick.
66Gülümsemesi kalp atışlarını dcliccsinc etkiliyordu. Eli-
ni uzatıp çenesine koymak, biçimli dudaklarına dokunmak
istiyordu. Gömleğinin yakası açıktı ve Laııren üçüncü düğ-
mesinin üzerinden başlayan derin V yakasından görünen
koyu renkli tüyleri okşamak istiyordu. Parfümünün baha-
ratlı kokusu bile onu baştan çıkarıp daha da çok kendisine
çekiyordu. “Anlatacak pek fazla şeyim yok. Üvey kardeşim
Lenny yirmi dört yaşında, evli ve kendi ailesini kurmak
üzere. Üvey kız kardeşim Mclissa ise yirmi beş yaşında ve
Nisan’da evlendi. Eşi, bu arabayı aldığım Pontiac bayisin-
de araba tamircisi olarak çalışıyor.”
“Peki ya baban ve üvey annen?”
“Babam öğretmen. Çok zeki ve akıllı. Üvey annem çok
hoş biri ve babama da çok düşkün.”
“Baban bir öğretmen olduğuna göre sekreterlik yapmak
yerine üniversiteye gitmen, konusunda seni teşvik etme-
mesine çok şaşırdım.”
“Üniversiteye gitmemi istemişti,” diye geçiştirerek kar-
şılık veren Laııren Nick’in dikkatini şerit değiştirmeye ve
eyaletlcrarası 75. otoyolun giriş rampasında geniş döne-
meci almaya verdiğini görünce rahatladı. Ekspres yol, on-
ları şehrin içinden geçirerek fabrikaların ve şehir dışındaki
küçük evlerin olduğu ücra köşelere doğru götürüyordu.
“Yedek kıyafetlerin nerede peki?” diye sordu Laııren bir-
denbire. “Senin de yanına küçük bir çanta alman gerek-
mez mi?”
“Hayır. Kıyafetlerimden bazıları Harbor Springs’teki
başka bir evde.”
Arabanın açık camından içeri süzülen rüzgâr gür, kah-
verengi saçlarını hafifçe dağıttı. Saçları dümdüz duracak
şekilde kesilmiş ve şekillendirilmiş olsa da ense kısmı