Düğünde gerdek gecesinden bir gece önce, kadınlar arasında gelin evinde düzenlenen eğlenceye kına gecesi denir. Sadece Türkiye’de Anadolu’da değil Balkanlardan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, Afganistan’daki Türkmenlerden Doğu Türkistan’a kadar Türklerin yaşadığı geniş coğrafyada kına gecesinin yüzyıllardır uygulandığını görüyoruz. Kına gecesine kız gelinliği ile katılır. Yatsı namazından sonra erkek tarafınm kadınları ve diğer davetli kadınlar kız evinde toplanır. Konuklara yiyecek ve tatlı ikramından sonra çalgılar çalınıp oyunlar oynanır. Dualarla kına töreni yapılır.
Kına sahiplilik simgesidir. Bütün bu geniş coğrafyada Türk halk kültüründe lana yakılan gelin damada, koç Allah’a, Mehmetçik orduya adanmıştır. Biz Türklerde kişioğlu doğuştan adeta beydir. Evlilik törenlerinde bu beylik unsuru adeta açığa çıkar. Özellikle köy düğünlerinde Türk bayrağının taşınma töreni ve asılması bir anlamda damadın, yani beyin kendi ocağında egemenliğinin göstergesidir. Kına gecesinin ilginç yanı ise çalışmak için Almanya, Amerika ve hatta Avustralya’ya göç etmiş Türklerin o ülkelerde üçüncü kuşakta bile bu geleneği sürdürmeleridir.
Uzun uzun bu yaygın geleneği anlatmamın esas nedeni, bütün söyleşi ve yazılarımda belirttiğim gibi evlilik ve cinsellikle ilgili değer yargılan ve gelenekler toplumlarda binlerce yıl geriye gitmektedir. Dolayısıyla bir ülkede kanunlar ne kadar evrensel olursa olsun, cinsellikle ilgili yazılı olmayan kanunları her toplum kendi yaratır ve zaman içinde değiştirir. Ve değişim çok yavaş olur. Örneğin gelinin arkasından su dökmek, kötü ruhları kovmak için davul çalmak, tahtaya >u_ rup şeytan kulağına kurşun denilmesi de toplumsal antropoloji araştırmanlarına göre İslamiyet’ten önceki şama^st inancımızın günümüze kadar yansımasıdır.
Hürriyet gazetesinin yaptırdığı cinsellik araştırması ile j|_ gili 14 Ağustos 2005 tarihli 28. sayfasında konuyu yayına ha
zırlayan E. Armutçu ilginç rakamlar veriyor. Yapılan analizlere göre Türklerin ön sevişmesi 10.8 dakika. Bu araştırmaya göre ortalama 26.2 dakika sevişiyoruz. Evlilerde bu süre 23.6’ya düşerken sevgilisi olan bekârlarda 33.3’e çıkıyor. Yaş ilerledikçe sevişme süresi azalıyor. Gene bu araştırmaya göre evliler müstehcen konuşmalardan bekârlar kadar hoşlanmıyor. Sevişme sırasında müstehcen konuşmalardan erkekler daha çok hoşlanıyor %51.6. Kadınlarda bu oran %38.6’da kalıyor. Porno film seyrettikten sonra sevişmekten hoşlananların en yoğun olduğu bölge %37 ile Marmara Bölgesi ve metropoller geliyor.
9 Ağustos 2005’te yayınlanan 922 sayılı Tempo dergisinin 28 ve 29. sayfalarında gazeteci Füsun Saka ve Enis Tayman “İslamalarda cinsellik patladı” başlığını atarak toplumla ilgili önemli izlenimleri yansıtıyorlardı. Alt başlıklar şöyle sıralanıyordu: “Türbanlı gençler sevgilileriyle el ele tutuşup öpüşüyor. Rengârenk türbanlar kabaran cinselliği simgeliyor. Dindar kadınlar kocalarından romantizm bekliyor, G-string giyiyor, oje sürüyor, makyaj yapıyorlar.” Aynı yazıda İstanbul Müftülüğü din hizmetleri uzmanı Nevin Meriç tarafından birebir soru cevapla elde edilmiştir. Notu olan bilgilerden birkaçı: “Yapay cinsel gereç kullanmak: Cinsel yaşamlarını doğru bir yola kanalize ediyorsa, kullanabilir. Fantezi kurma: İnsanlar ihtiyaç hissediyorsa ve bunun nesnesi olarak eş kullanılmayacaksa, sağlıklı bir ilişki sürecekse olabilir. Düşüncelerden dolayı hesaba çekilmiyoruz, bu bizim kendimize saygımızla alakalı. Oral seks: Karşılıklı istek önemli; haram değil. Birden fazla eş: Zaruretle alakalı. Öyle bir hak yok.” Bizden de yorum yok.
Genel de gençler ve yahut evlenecek olanlar flörtleri sırasında tutkulu bir aşk yaşadıklarında çoğu zaman gerçekleri göremezler. Evlilik öncesinde çiftler, evlenince cinsellik dahil her şeyin çok daha iyi olacağını sanırlar. İşlevsel cinsel sorunlarla gelen hastalar, evlilik öncesi yaşadıkları cinsel sorunları evlendikten sonra sorun olarak yaşamayacaklarını düşünürler. Bana gelen sorunlu çiftlerin nerede ise yüzde
yüzünün bu şekilde düşündüğünü belirtebilirim. Fakat evlenince birtakım değerlerde değişmeler, beklentilerde çoğalmalar olur. Sorumluluk kavramı yerine, egoistçe haklar liv-ramı gelir.
Yıllar geçtikçe insanlarımızın özveri yerine, haklara değer verdiğini ve sonucunda da kaçınılmaz olarak boşanmaların çoğaldığını görmekteyiz. Türkiye’deki Devlet İstatistik Ens-titüsü’nün boşanma ile ilgili rakamlarına göz atacak olursak, boşanmaların ne kadar çok arttığını saptarız. Bir örnek verirsek; bu enstitünün verilerine göre 1994’te boşanma »ayısı 28 bin 41 iken 2003 yılında boşanma sayısı 50 bin 108’e ulaşmıştır. Yani aşağı yukarı dokuz yıl içinde boşanma sayısında iki misli artış göze çarpmaktadır. Bu verileri hem psikiyatrlar, hem de boşanma avukatları onaylamakta, pratik yaşamda gördükleri artan vaka sayısında bir paralellik olduğunu bü-dirmektedirler. Son yıllarda çeşitli nedenlere bağlı olarak, toplumsal yapı değişiklikleri ve aile içinde eşlerin birlikteliklerini değerlendirmede, cinsellik ve diğer beklentilerde değişiklikler sonucu boşanmalar artmaktadır. Boşanmalarda maddi olanaklar veya para hesapları eşleri birbirine karşı daha da olumsuz davranışlara sokmaktadır. Halbuki cinsellik ve diğer beklentilerinizi karşılayabileceğini umacağınız milyonlarca insan var. İnsanlar eğer aynlacaksa bu medeni bir düzeyde olmalı. Evlilikler biterken mal kavgası sevimsiz söylem ve görüntüleri ile mahkeme ve gazetelere yansımaktadır. Size bu konuda hukuksal basit genel bilgi vermek isteriz. Evlilik mal rejimleri konusunda Türk hukukundaki durumu 2005 sonu itibarıyla Avukat Mehmet A. Poroy şöyle değerlendiriyor: Evlilikte mal rejimleri konusunda Türk hukuku: Türk hukukunda mal rejimini 01.01.2002 tarihinde öncesine ve sonrasına ilişkin dönemler için ayrı ayrı incelemek gerekmektedir. |
Türk Medeni Kanunu’nda 01.01.2002 tarihinde yapüan değişiklik öncesi eşlerin yasada belirlenen mal rejimlerinden birini seçmelerine olanak tanımakta ve sözleşmenin bulunmaması halinde yasal mal rejimi olarak “mal ayrılığı” rejimi kabul edilmekte idi.
01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren yasa değişikliği sonrası da eşler, Medeni Yasa ile belirlenen herhangi bir mal rejimini seçme hakkına sahiptirler. Ancak, eşler bu konuda bir mal rejimi sözleşmesi akdetmemiş iseler, Kanun, “yasal mal rejimi” olarak “edinilmiş mallara katılma” rejimini esas almaktadır. (MK m. 202) 4721 sayılı ve 22.11.2001 tarihli Türk Medeni Kanunu: Madde 202: Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler. Mal ayrılığı rejiminde eşlerin, evlilik devam ettiği süre içerisinde kazandıkları mal varlığı değerleri bütünü ile kendilerine aittir. Yani burada temel esas “herkesin malının kendisine ait olması” yönündedir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde ise, bu rejimin uygulandığı zaman dilimi içerisinde, eşlerin karşılığını vererek edindikleri mallar bakımından diğer eş lehine bir alacak hakkı tanınmıştır. Türk hukuku, eşlerin birbirlerinin mallarına sahip olması imkânını hiçbir zaman vermez. Edinilmiş mallara katılma rejiminin temel özelliği, eşlerin birbirlerine karşı sadece bir ala-dık hakkına sahip olmalarında yatar. Bu mal rejiminin yürürlükte olduğu dönem içerisinde, diğer eşe nazaran daha fazla mal iktisap etmiş bulunan eş, malı daha az olana mülkiyet hakkı tanımak zorunda değildir. Daha fazla mal kazanmış olan eş, diğer eşe göre fazlalık teşkil eden malvarlığı değerinin yansının bedelini, boşandığı eşine vermekten sorumludur. Bir ömek ile açıklamak gerekir ise, bu mal rejiminin geçerli olduğu zaman dilimi içerisinde kadın 100.- YTL’lik mal kazanmış, erkek ise 500.- YTL’lik mal kazanmış olsa, erkek, kadına göre fazla miktarı teşkil eden 400.- YTL ‘nin yansı olan 200.-YTL’yi nakit olarak ödeme yükümlülüğü altına girecektir. Yoksa fazlalığı teşkil eden mallar üzerindeki mülkiyet hakkının yansını eşine vermekle yükümlü tutulamayacaktır. |