PLATİN ÜYELER

GOLD ÜYELER

SİLVER ÜYELER

ALDATMA ,4

ALDATMA ,3

çıktıkları o gençlik günlerini hatırlatan yerler onlara ne kadar yol aldıklarını, bunu mutlulukla, hiçbir şeyden utanmak zorunda kalmadan yaptıklarını gösteriyordu. Birçoklarının aksine başarı, onlara utançla değil övünçle gelmiş, uzaklaşan gençliğin yerine gururla koyacakları büyük bireysel zaferler kazandırmıştı. Yıllar boşuna geçmemişti, bunu görmekten, bunu hatırlamaktan, bunu birlikte el ele yaptıklarını fark etmekten hoşlanıyorlardı.

Aydan, terasın eskimiş tahta parmaklığına yaslanıp, berrak suyun içinde sürüler halinde telaşla bir yerlerden bir yerlere giden, aniden keskin dönüşler yapan küçük balıklara, suyun içinde kırılarak parlak çizgiler çizen güneş ışıklarının vurduğu dipteki yassı taşlara bakarken, Halûk yemekleri ısmarladı.

Aydan başını kaldırdığında Halûk’un yüzündeki ifadeden önemli bir şey söyleyeceğini anladı.

Halûk önce masadaki sepetten bir dilim ekmek aldı, bir parçasını kopanp ağzına attı, Aydan sabırla onun konuşmasını bekliyordu. Böyle zamanlarda beklemek gerektiğini öğrenmişti.

Sonunda Halûk sanki kendisi için hiç de önemi olmayan bir şeyden söz eder gibi sakin bir sesle konuştu:

— Başhekim ayrılıyor.

Aydan sesini çıkarmadan bekledi.

— Yerine beni düşünüyorlar.

Aydan bu sefer dayanamayıp heyecanla sordu:

— Başka kim var?

Halûk gülümsedi.

— Kardiyolojiden T^nk Pınargil.

Bir sessizlik oldu, ancak bir karı kocanın birbirine bakabileceği gibi, birbirlerinin duygularını an-

layarak, paylaşarak, aynı tedirginliği ve aynı isteği duyarak baktılar.

Halûk’un adını söylediği doktor, hastanenin yıl-dızlarındandı, Halûk nöroloji bölümü için neyse o da kardiyoloji için oydu, üstelik Halûk’tan farklı olarak Amerika’nın en ünlü okullarından birinden mezundu ve babası da çok ünlü bir doktordu. Bir süre sustular. İkisi de başarılı bütün insanlar gibi gerçek bir başarıyla karşılaştıklarında saygı göstermeyi, başarının kolay elde edilir bir şey olmadığını öğrenmişlerdi. Gerçekten başarılı bir insana saygı göstermek, onun hakkını vermek, kendi başarılarına da saygı göstermek, kendi haklarını da korumak anlamına geliyordu.

Aydan usulca, “Ama sen daha eskisin hastanede,” dedi.

Halûk yeniden gülümsedi.

— Aslında benim şansım daha fazla.

Sonra karısının yüzüne baktı.

— Ama karar veremiyorum… Başhekim olursam artık ameliyatlara girmeye vaktim olmayacak.

Aydan derin bir soluk aldı.

Birbirinin tam zıddı iki duygu, aynı derecede güçlü ve aynı derecede açık bir biçimde belirmişti içinde. Kadın yanı, kocasının başarılarına bir yenisini daha eklemesini, ülkenin en büyük hastanesinin başhekimi olmasını tutkuyla istiyordu. Ama bir duygu daha vardı içinde. Dişi yanı, kocasını ilk gördüğü günü, onun ameliyathanenin kapısında uçuk yeşil ameliyat giysileriyle, ameliyat maskesi çenesinin altına indirilmiş olarak belirdiği, yorgun ama gururlu gözlerle kendilerine bakıp, güvenli bir sesle, “Kurtulacak!” dediği o ânı hatırlıyordu. Halinde öyle bir güç, öyle bir güven, öylesine Tanrısal bir yücelik

vardı ki, Aydan neredeyse fiziki bir biçimde bu güce doğru savrulduğunu hissetmiş ve o duyguyu bir daha hiç unutmamıştı. Sanki Tanrı, yalnızca onu, o olağanüstü becerikli ve hassas elleriyle insanlann beyinlerini açıp onlan hastalıklardan kurtarıp sağaltan o yeşil elbiseli büyücüyü aydınlatmak, onu öbür fanilerden ayırmak için özel bir ışık gönderiyordu. O özel ışığın içinde gözleri sanki biraz delice parlıyor, gövdesi genişleyip büyüyerek bütün hayatı kucaklıyordu. Ölümü bile korkutan vahşi bir güven yayılıyordu her hareketinden. Sadece kendine ait o muhteşem ışığın altında hayatın kendisi gibi alt edilmez, görkemli ve biraz ürkütücü gözüküyordu. Ona dokunmak, hayata dokunmak, ölüm de dahil bütün kötülüklere karşı sihirli bir zırh kuşanmak gibiydi. Ona dokunmayı, o güçten bir şeyler almayı istemişti.

Halûk, ne zaman Aydan’ın arkadaşlarının yanında soğuk bir sessizlikle oturup ortak neşeyi pay-laşamayan bir adam gibi gözükse, ne zaman yanlış bir fikri sıkıcı bir biçimde uzatarak savunsa, ne zaman daha zarif bir erkeğin yanında biraz tutuk ve beceriksiz kalsa, Aydan, o ilk karşılaştıkları ânı, onun ameliyathanenin kapısındaki Tanrısal duruşunu hatırlar, başka insanların bakışlarından, seslerinden, sözcüklerinden içine süzülen o yaralayıcı küçümseme, o görüntüyle bir anda iyileşir, kocasının oradaki herkesten daha değerli olduğuna olan inancı pekişirdi. Hatta cinsel hayatlarında bile garip bir şekilde bu görüntünün etkisi bulunuyordu. Her zaman o hayal Aydan’ı heyecanlandırır, seviştiği erkeğin gücünü, dokunulmazlığını, ulaşılmazlığını, tartışılmaz iktidannı hatırlatır, vücudu, kendilerini bir tanrıya sunmaya hazırlanan antikçağın kadınları gibi neredeyse kutsal bir arzuyla sevişmeye açılırdı.