DUYGULARIN RENGİ 2-
Model Detayları
- Kayıt Tarih: 17 Mayıs 2013 5:33:02
- Bitiş Tarihi: Bu ilanin süresi doldu
Model Açıklaması
ne işe yarayacaklarını bilemez haldeler. Çalışanlar umut-
suz, işlerinin geleceğini göremediklerinden, işsizler umut-
suz, isteklerine kavuşamadıklarından. Siyasiler umutsuz,
yazgılarını başkalarının başarılarına bağladıklarından. Yaş-
lılar umutsuz gençlere güvenemedikleri ama onların gele-
cek olduklarını bildiklerinden.
Toplumca depresyonda mıyız? Biz mi yitirdik umutları-
mızı yoksa birileri umudun yaşayanlar için olduğunu bili-
yor ve doğrudan yok etmek yerine, umutlarımızı mı çalıyor-
lar? Gasp, hırsızlık ve suç arttı, sokaklar güvensiz, evimiz
bile güvensiz diye düşünmeye başladıysak, aslında umutla-
rı olmadığı için sokaklarda olan bir avuç sokak çocuğunun
felaketimiz olacağına inanmış, sokakları onlara değil, onla-
rı sokaklara teslim ettiğimiz gerçeğini bile gözden kaçıracak
kadar yılmışsak, ülkemizin gücünü, varlığımızın gücünü
unutmuşsak, umutlarımızı, mücadele gücümüzü çalmaları-
na izin vermişiz demek ki.
Umutsuzluk karanlık bir duygu. Karanlık içinde kalma-
ya da, bırakılmaya da karşı çıkmak gerek. Umutsuzluğun
nedeni depresyonsa önemli değil, doktoru var, tedavisi var.
Ama umutsuzluğun nedeni başkalarıysa sakın izin verme-
yin, çünkü çalınan, umutlarınızla birlikte geleceğinizdir.Özlenene nasıl ulaşılmaz nitelikler yüklemiş yazar: “Ba-
şımın tacı, canım efendim, görünmez çığlıklarımı gören…”
Hep öyle değil midir.7 Özlenen ulaşılamayandır, ulaşılmaz-
dır. Bildiğimiz, duyduğumuz, hissetiğimiz olumlu, büyüsel,
olanaksız her şey ona aittir. O muhteşemdir, çünkü bizim
özlemimizdir, özlediğimizdir, kavuşamadığımız, elde ede-
mediğimiz belki de yitirdiğimizdir. Yanımızdayken anlaya-
madığımız, belki de hiç bizim olmayan ama dinlediğimiz,
dinlediklerimizi dillendirdiğimiz, dillendirirken değiştirip,
hayallerimizi eklediğimiz, onun için özlediğimiz.
En çok bahsedilen, yazılan, çizilen sevgiliye ve sılaya öz-
lemdir. Sevgili, sevenin aynası olduğuna göre, sevgiliye öz-
lem biraz da kendimize özlemdir. Aslında özlemlerin en
büyüğü kendimize duyduğumuz özlemdir. Eski halimizi öz-
leriz, neşeli halimizi özleriz, mutlu halimizi özleriz, hatta
bazen hüzünlü halimizi bile özleriz. Üstelik hepsinin biz ol-
duğunu, hepsini seçenin, hepsini yaşayanın biz olduğumu-
zu unutarak, üstelik belki bir gün sonra bugünümüzü de
özleyeceğimizi fark etmeden, düşünmeden özleriz. Aynen
sevgiliyi özlemek gibi. Yanımızdayken, bizimken, yaşanır-
ken hiç özlenmeyecekmiş gibi gelirken, özlemler küçük se-
yahatlere ertelenmişken, birini yanıbaşımızdayken bile öz-
leyebilmenin, özleme derinlik katacağını bilemeden yitir-
mek ve özlemek…
Sıla özlenir, oysa gurbete özenilir. Sıla vatan demektir,
anne demektir, baba demektir, çocuk, kardeş, dost, arka-
daş, ev demektir. Özlenen sıladaki bizdir. Bizi biz yapan,
yaratan, tamamlayan, çoğaltan her şey demektir. Gurbete
özenmenin içinde merak vardır, yeni umutlar vardır, iş var-dır, gelecek beklentisi vardır. Sılada ise geçmişimiz. Ö:lem
genellikle geçmişedir, gelecek ise beklenir. Beklenen, anık
geçmiş olduğunda özlemler içinde yerini alır. Tıpkı diğer
sahip olduğumuzda, gün geldiğinde özleyeceğimizi düşüne-
mediğimiz her şey gibi.
Sevgili ve sıla dışındaki özlemler daha somuttur, maddi-
dir. Onun için onlara duyduğumuz şeye özlem adını ver-
mekte zorlanırız. İstek deriz, arzu deriz, beklenti deriz. Öz-
lem dediğimizde kınayacaklarını düşünür, özlemimizi gizli
yaşarız. Daha iyi bir yaşam, daha çok para, daha yüksek bir
mevki, daha geçerli bir eğitim isteriz, bekleriz yani özleriz.
Ve hep farklı bir yaşam özleriz. Farklı yaşamın ne olduğu-
na çok yanıt veremeden özlemimizi dile getiririz. Bunalmış-
sak, özgür olmak, yoğun çalışıyorsak rahat olmak, evde otu-
ruyorsak çalışmak, evliysek bekar, bekarsak evli olmak, çok
geziyorsak durmak, duruyorsak hep dolaşmak isteriz. Fark-
lıyı özleriz. Kavuştuğumuzda, özlem bittiğinde yeni özlem-
ler başlar. Kimi zaman eskiye, kimi zaman başka bir farka
doğru.
Özlem geçmişe olursa, geri dönmeye çalışırız. Çalışırız
da geçmişe dönülemeyeceğini, dönülse de geçmişin bırak-
tığımız yerde ve şekilde olmayacağını hiç aklımıza getirme-
yiz. Ardımızda bıratıklarımız, bıraktıklarımız değildir artık.
Hele bıraktıklarımız insanlarsa onlar da yeni özlemlere yel-
ken açmıştır çoktan ve koyduğumuz yerde bulamayız.
Onun içindir ulaşılamayana özlem duymak, onun içindir
ulaşılamayanın ulaşılmazlığı, dokunulmazlığı ve onun
içindir bizim duygularımızın sanatsallığı. Şair ulaşabilsey-
di özlemine belki ne başı eğilmez kalırdı, ne de özlenen